Küresel Sumud Filosu’nun Hukuki Değerlendirmesi

Hukuka Aykırı Ablukaya Karşı Sivil Direniş, İnsani Erişim
ve Uluslararası Hukuk Nezdinde Hesap Verebilirlik

Bu rapor, İsrail’in Gazze’ye yönelik deniz ablukasının hukuka aykırılığını ve Ekim 2025’te Global Sumud Filosu
ile katılımcılarına karşı gerçekleştirilen saldırıları incelemektedir. Rapor, açık denizde insani yardım gemilerine
yönelik müdahalelerin münferit bir deniz güvenliği tedbiri olarak değerlendirilemeyeceğini; aksine
bunların, İsrail’in Filistin üzerindeki hukuka aykırı işgali ve Gazze’deki Filistin nüfusuna karşı sürdürdüğü
soykırım bağlamında ortaya çıkan hukuka aykırı kuşatma, kasten aç bırakma ve yoksunlaştırma politikası
ile yapısal cezasızlık rejiminin bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.


Rapor üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, ablukanın hukuka aykırılığını üç bağlantılı temelde
ortaya koymaktadır: İlk olarak, Soykırım Sözleşmesi ve Uluslararası Adalet Divanı içtihadı ışığında,
zorla aç bırakmanın soykırım niteliği; ikinci olarak, Roma Statüsü ve silahlı çatışmalar hukuku çerçevesinde
aç bırakmanın savaş suçu teşkil etmesi; üçüncü olarak ise, deniz ablukalarını düzenleyen
uluslararası insancıl hukuk kuralları kapsamında sivillerin kasten aç bırakılmasının ve insani yardımın
engellenmesinin mutlak biçimde yasaklanmış olması. İkinci bölüm, Filonun açık denizlerde seyrüsefer
serbestisinden, ayrıca zararsız geçiş ve insani geçiş haklarından yararlanma yetkisini incelemekte;
bu misyonu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, San Remo Kılavuzu ve teamül uluslararası
hukuku çerçevesinde değerlendirmektedir. Üçüncü bölüm ise hesap verebilirlik, yargı yetkisi ve giderim
meselesine odaklanmakta; bireysel ceza sorumluluğu, devlet sorumluluğu ve Filoya karşı işlenen
suçlara ilişkin süreklilik arz eden yapısal cezasızlık sorununu ele almaktadır.


Rapor üç temel sonuca ulaşmaktadır. İlk olarak, Filonun misyonu hukuka uygun, insani ve sivil niteliktedir;
bu nedenle gemileri ve yolcuları serbest, zararsız ve insani geçiş haklarını kullanırken hukuki
korumadan yararlanma hakkına sahiptir. İkinci olarak, İsrail’in Gazze’ye yönelik deniz ablukası,
amacı, mahiyeti ve sonuçları itibarıyla hukuka aykırıdır; kolektif cezalandırma niteliği taşımakta ve
uluslararası insancıl hukuk, uluslararası ceza hukuku ve uluslararası insan hakları hukuku bakımından
sorumluluk doğurmaktadır. Üçüncü olarak, Filoya yönelik saldırılar, gemilerin hukuka aykırı biçimde
zapt ve müsaderesi, katılımcıların alıkonulması ve kötü muameleye maruz bırakılması ile insani yardıma
erişimin engellenmesi; bayrak devletlerine karşı saldırı fiilleri, gemide bulunan kişilerin askıya
alınamaz haklarının ihlalleri, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil edebilecek niteliktedir. Bu
fiiller, aynı zamanda Gazze’deki Filistin nüfusuna karşı yürütülen daha geniş soykırımcı kampanyanın
bağlamı içinde ve onun doğrudan uzantısı olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, yalnızca İsrail’in
değil, bu ihlallerin işlenmesine iştirak eden, onları kolaylaştıran yahut sürdürülmesine katkı sunan
üçüncü devletlerin sorumluluğu da gündeme gelmektedir.