WOLAS olarak Tunus İstinaf Mahkemesinin 3 Şubat 2026 tarihli kararına ilişkin olarak, dosya kapsamına ve kararın ulaştığımız tam metni ışığında, Tunus’un seçilmiş Meclisi’nin eski Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi hakkında Mayıs 2025’te 14 yıl olarak hükmedilen hapis cezasının 20 yıla yükseltilmesini ve bu ağırlaştırmanın gerekçeli bir açıklamaya bağlanmamasını şiddetle kınamaktayız. Nisan 2023’ten bu yana tutuklu bulunan 84 yaşındaki bir muhalif siyasetçiye yöneltilen cezanın bu şekilde ağırlaştırılması, olağan bir ceza yargılaması tasarrufu sayılarak geçiştirilemeyecektir. Bu durum, Tunus’ta ceza yargısının bir enstrümana dönüştürülüp siyaseti tasfiye etmeye yöneldiği; çoğulculuğun ‘güvenlik tehdidi’ olarak yeniden adlandırıldığı ve muhalefetin ‘ibretlik’ cezalarla terbiye edilmeye çalışıldığı bir kamusal iklimi doğurmaktadır.
Bu ağırlaştırma, 25 Temmuz 2021 sonrasında gelişen ve bizzat Şubat 2024 tarihinde yayımladığımız Tunus’ta Yaşanan Hak İhlalleri raporumuzda detaylı bir şekilde inceledğimiz daha geniş çaplı anayasal ve hukukî kırılmanın somutlaşmış bir tezahürüdür. Olağanüstü hal hukukunun sağladığı meşruiyet zemininde yürütme yetkisi hukuk aleyhine haddinden fazla genişlemiş, seçilmiş yasama organı fiilen devre dışı bırakılmış, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi’nin tavsiyelerine rağmen bir Anayasa Mahkemesi oluşturulmadığı için anayasal uyuşmazlıklar yargısal denetim sahasından çıkarılmıştır. Devamında, yargı yönetiminin yeniden tanzimi; hâkimlerin meslekî kaderleri ve disiplin süreçleri üzerinde yürütmenin etkisi yargı bağımsızlığını daimi bir baskı altında bırakmıştır. Bu şartlarda, siyasal ağırlığı yüksek soruşturmalar ve davalar yalnızca kanun maddeleriyle değil, bu maddelerin uygulandığı yargısal ortamın bütünlüğü ile birlikte değerlendirilmek zorundadır.
Söz konusu yargılama, ‘devlet güvenliğine karşı komplo’ başlığı altında yürütülmektedir. Bu tür isnatlar, mahiyetleri gereği, ceza hukukunun en riskli alanıdır. ‘Devlet güvenliği’ kavramı, sınırları belirsiz bırakıldığında, siyasal muhalefeti kriminal kategoriye tercüme eden bir istisna tekniğine dönüşür. Ceza hukuku, bu noktada, suçla mücadele aracı olmaktan çıkıp siyasal rekabetin cezalandırılması yoluyla tasfiyesi için işletilen bir aygıta dönüşür.
Dosyanın çerçevesi yargılamanın anonim tanık beyanlarına ve telekomünikasyon verilerine dayandığını göstermektedir. Anonim tanıklık, ancak istisnaen ve sıkı güvenceler altında tolere edilebilir. Savunmanın tanığı etkin biçimde sorgulayamadığı; beyanın güvenilirliğini, tutarlılığını ve menfaat bağlarını tartışamadığı bir düzende tanık delili, gerçekte tek taraflı bir iddia konumuna geriler. Benzer biçimde, içerikten yoksun iletişim kayıtları, tek başına, iştirak iradesini, kastı ve örgütlenmeyi ispatlamaz; ancak temasın varlığına işaret eder. Teması suç saymak, hukukun en temel ayrımını ortadan kaldırır: irtibatı suç, ilişkiyi iştirak, yakınlığı kast yerine koymak, ceza adaletini delilden değil, çağrışımdan kurmaktır. Dinlemeler, kayıtlar, plan belgeleri, mali izler, silah, itiraf yahut başka maddi deliller gibi olağan teyit unsurlarının bulunmaması, delil eşiğinin, savunmanın çürütemeyeceği biçimde kurulmuş bir güvenlik anlatısı ile ikame edildiği intibaını uyandırmaktadır.
Tunus’un uluslararası insan hakları hukukundan doğan yükümlülükleri bir iyi niyet temennisi değil, bağlayıcı sınırlandırmalardır. Yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve aleni yargılanma, masumiyet karinesi, silahların eşitliği, müdafi yardımına etkin erişim ve tanıkları sorgulama hakkı, özellikle ağır yaptırımlar doğuran yargılamalarda çekirdeği oluşturan güvencelerdir. Cezanın gerekçesiz artırılması hukuka uygunluğu ayrıca yaralayan bir unsur olarak karşımızdadır. Gerekçeli karar bir tezyinat değil, yargısal hesap verilebilirliğin şartı ve keyfîliğe karşı başlıca teminattır. Ayrıca, WOLAS olarak yargı bağımsızlığını zedeleyen tedbirlere ilişkin Eylül 2022 tarihli Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi kararına rağmen kıtasal yargı gözetiminin fiilen göz ardı edilmesini kaygı verici bulmaktayız. Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler mekanizmaları ve Tunus’un uluslararası ortakları, bunun olağan bir ceza davası olduğu yönündeki kullanışlı kurmacayı reddetmelidir.
Bu sebeplerle WOLAS olarak: (i) istinaf kararının tam metniyle birlikte gerekçeli olarak derhal yayımlanmasını; (ii) anonim tanıklığa dayanma ve delil yeterliliği dahil olmak üzere, bağımsız ve tarafsız bir merci önünde etkili bir yargısal denetim yapılmasını; (iii) dosyaya erişim, müdafi yardımı ve silahların eşitliği dâhil adil yargılanma güvencelerine sıkı biçimde riayet edilmesini; (iv) siyasal hayatı, aşırı geniş yorumlanan komplo ve karşı-terör çerçeveleri üzerinden suçlaştıran güvenlikçi kovuşturma pratiğine son verilmesini talep etmekte ve (v) 84 yaşında olup ciddi sağlık sorunları yaşayan Raşid Gannuşi’nin hukukun ve hakkaniyetin gereği olarak tutuksuz yargılanması lüzumunu uluslararası kamuouyuna saygıyla bildirmekteyiz.