İsrail’in Açık Denizlerdeki Soykırımcı İhlallerine Derhal Son Verilmelidir

İnsani yardım misyonları bir kez daha saldırı altındadır. Soykırımcı rejim, Akdeniz’in ortasında, Girit Adası açıklarında Küresel Sumud Filosu’nu hedef almıştır. 30 Nisan 2026 tarihinde 22 insani yardım gemisi İsrail’in saldırısına uğramıştır. İsrail’deki soykırımcı rejimin pervasız ihlalleri, artık üçüncü devletlerin kıyılarına çok daha fazla yaklaşmakta ve Akdeniz’deki açık deniz alanlarının giderek daha derinlerine nüfuz etmektedir.

İsrail’in mesnetsiz zaruret iddiaları ile yürüttüğü karalama kampanyalarının hiçbiri, doğrudan Gazze’ye insani yardım ulaştırma gayesi taşıyan sivil misyona ve Filo’ya yönelik şiddet eylemlerini hukuka uygun kılamaz. Uluslararası sularda seyrüsefer hakkını meşru biçimde kullanan gemilere karşı sergilenen ve giderek tırmanan saldırgan eylemler ile yolcu ve mürettebatın alıkonulması, soykırımcı şiddetin açık denizlerdeki devamı niteliğindedir. Bu şiddet içerikli tutum, uluslararası insancıl hukukun temel normlarını ve sivil misyonda yer alan bireylerin insan haklarını açıkça ihlal etmektedir. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 6., 7. ve 9. maddeleriyle kati surette güvence altına alınan yaşama hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği; soykırımcı İsrail rejiminin gece vakti gerçekleştirdiği yasadışı ve saldırgan müdahaleyle tehlikeye atılmış ve ihlal edilmiştir. İsrail’in hukuk dışı şiddet eylemleri, kaçırılan bireylere reva görülen aşağılayıcı muameleyle daha da ağır bir boyuta ulaşmıştır. Bilhassa bu kişilerin işkenceye, fiziksel ve psikolojik tahribata maruz bırakılması ile asgari gereksinimleri karşılanmaksızın nakliye konteynerlerine hapsedilmesi yoluyla temel insan hakları açıkça çiğnenmiştir.

İsrail’in sivillere yönelik saldırgan tutumunun nasıl genişlediğine tanıklık etmekteyiz. Bu durum, İsrail’in sivil misyonlara karşı öne sürdüğü asılsız iddiaların herhangi bir dayanak noktasından ne derece uzaklaştığını somutlaştırmaktadır. Gerçekleştirilen şiddet yüklü müdahale, sivil halklara yönelik katıksız saldırganlığı bir kez daha gözler önüne sermektedir. İnsan kaçırma eylemleriyle vücut bulan bu saf saldırganlık, Uluslararası Adalet Divanı tarafından hükme bağlanan “acil ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılmak için derhal ve etkili önlemler alma” yükümlülüğüyle taban tabana zıttır. Alıkoyma fiillerinin yasadışılığı bir yana, insani yardımın sistematik olarak engellenmesi İsrail’in yükümlülükleriyle doğrudan çelişmektedir. Divan, 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 23. ve 55. maddelerinde de ifade edilen hayat kurtarıcı yardımların serbest geçişine izin verme mecburiyetini defaatle hatırlatmıştır. Ne var ki İsrail, bu yükümlülükleri ihlal edebileceği yeni sahalar bulmaktan öteye geçmemektedir. Yasadışı ablukasından bağımsız olarak İsrail, Gazze’ye yardım ulaştıran sivil misyonların serbest ve kesintisiz insani geçişine müsaade etmek zorundadır.

İsrail’in şiddet içeren yasadışı müdahalesi, Gazze kıyılarından yaklaşık 660 deniz mili açıkta gerçekleşmiştir. Mevcut mesafe; İsrail’in kendi yasadışı ablukasını, Gazze’ye hayat kurtaran yardımlar taşıyan insani misyonlara karşı hukuki bir kalkan olarak kullanma girişimlerinin temelsizliğini ve geçersizliğini tescillemektedir. Bu mesafe aynı zamanda, San Remo Kuralları’nın 102. maddesi gibi uluslararası düzenlemeler uyarınca halihazırda hukuka aykırı ve yasadışı nitelik taşıyan İsrail ablukasının hukuksuzluğunu da bir kez daha teyit etmektedir. Bu fütursuz ve yayılmacı şiddet, İsrail’in dünyanın neresinde olursa olsun soykırımcı eylemlerine karşı duran bireyleri sindirme politikasının bir parçasıdır. Filo’ya yönelik yasadışı saldırı, söz konusu politikayı açık denizlerin çok daha derin noktalarına taşımaktadır. İsrail bir kez daha; seyrüsefer serbestisini, bireylerin insani yardım ulaştırma hakkını ve bizzat kendi yükümlülüğü olan insani erişime izin verme ve dahi bu süreci kolaylaştırma sorumluluğunu ihlal etmiş ve yok saymıştır.

Barış Kurulu’na (Board of Peace) yapılan atıflar ve bu yapının geriye dönük (ex post facto) bir mazeret olarak kullanılması, İsrail’in insani yardım misyonlarına yönelik şiddet eylemlerini meşrulaştıramaz. İsrail’in Kurul’a yönelik atıfları; bu yapının bir vesayet kurumu olduğuna, Uluslararası Adalet Divanı kararlarıyla çeliştiğine ve Filistin’in kendi kaderini tayin hakkını ihlal ederek yasadışı İsrail işgalini yeniden ürettiğine işaret etmektedir. Kurul’un insani yardımı siyasi şartlara bağlaması kabul edilemez. Bu tutum, yasadışı bir işgali kendi yükümlülüklerinden muaf tutma girişimidir. İsrail’in hukuksuz ablukası, uluslararası hukuk kapsamında halihazırda bir tür toplu cezalandırma teşkil etmektedir. Küresel Sumud Filosu, uluslararası toplumun sömürgeci kurumlarca desteklenen bu hukuksuz ablukaya karşı Filistin halkıyla sergilediği doğrudan sivil dayanışmayı temsil etmektedir. Tüm BM Üyeleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı Kararı’nın hukuka uygunluğunu sorgulamalı ve bu konuya ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’ndan bir danışma görüşü (advisory opinion) talep edilmesi hususunda destek vermek üzere bir araya gelmelidir.

İsrail’in uluslararası hukuka yönelik bu dizginlenemeyen ve süreklilik arz eden ihlallerine derhal son verilmelidir. Açık denizlerde gerçekleştirdiği yasadışı eylemlerin sorumluluğu doğrudan İsrail’e aittir. Gazze’ye yardım ulaştırmayı amaçlayan hiçbir insani misyona bir daha müdahale etmemeli ve Küresel Sumud Filosu’nun 22 gemisini yasadışı yollarla engellemesinin yol açtığı zararları tazmin etmelidir. İsrail’in bu yasadışı müdahalesine yönelik olası her türlü işbirlikçi katılım, sürece dahil olan aktörün uluslararası sorumluluğunu doğuracaktır.

Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS); bayrak devletlerini, vatandaşları saldırıya uğrayan veya yaralanan ülkeleri, kıyı devletlerini, üçüncü devletleri ve uluslararası örgütleri bu soykırımcı rejime baskı kurmaya ve soykırımcı eylemlerinin hesabını sormaya çağırmaktadır. Bu küresel aktörler ayrıca, yasadışı bir biçimde kaçırılan ve an itibarıyla İsrail’de zorla rehin tutulan iki Sumud aktivistinin derhal ve sağ salim geri dönüşünü temin etmekle mükelleftir.