Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 (2025) Sayılı Kararına İlişkin Açıklama
17 Kasım 2025 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Gazze’nin idaresine ilişkin planını ileri boyuta taşıyan 2803 sayılı Kararı kabul etmiştir. Karar, Filistin halkı üzerindeki sonuçları, hukuki meşruiyeti ve uluslararası hukuk düzeninin bütünlüğüne ilişkin yaygın ve ciddi kaygılara rağmen on üç kabul, iki ‘çekimser’ oyla (Çin ve Rusya) ve tek bir ret oyu olmaksızın geçmiştir. Bu karar, onlarca yıldır işgal altındaki bir toprak parçasına yönelik en kapsamlı Güvenlik Konseyi müdahalelerinden birini teşkil etmekte; yabancı hâkimiyetinde bir yönetim yapısı ve çok uluslu bir gücün kurulmasına yetki vermekte olup son derece ağır hukuki, siyasal ve etik meseleleri gündeme getirmektedir. 2803 sayılı Karar iki temel kurum öngörmektedir:
(i) Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın başkanlığını yapacağı ve Gazze’de yönetişim, güvenlik, yeniden inşa ve insani koordinasyonu yönlendirme yetkisiyle donatılmış ‘Barış Kurulu’ (Board of Peace – BoP); ve (ii) tüm gerekli tedbirleri icra etmeye yetkili ve faaliyetlerini İsrail ordusuyla yakın eşgüdüm içinde yürütecek ‘Uluslararası İstikrar Gücü’ (International Stabilisation Force – ISF) isimli askerî bir yapı.
Buna paralel olarak karar, yetkisi itibariyle BoP’a tâbi olacak ve yabancı güçlerce atanmış ‘teknokratik bir Filistin komitesi’ tesis etmektedir. Getirilen bu düzen, Gazze’yi işgal altındaki Filistin topraklarının geri kalanından koparmakta; egemen Filistin devletinin tesisi ihtimalini belirsiz ve dış aktörlerce tanımlanan koşullara bağlamakta; sınırlar, hava sahası, hareket serbestisi ve insani yardımlar üzerindeki yetkiyi yabancı aktörlere devretmektedir. Bu kurumlar bir araya geldiğinde, Gazze’de dış vesayet altında radikal bir yönetişim yapılanmasını ifade etmektedir. Bu çerçeve, Irak örneği de dâhil olmak üzere, uluslararası idare söyleminin hukuka aykırı tahakkümü meşrulaştırmak amacıyla kullanıldığı geçmişteki süreçleri çağrıştırmaktadır. Bu unsurlar işgal rejimlerini yeniden üretmekte, yabancı hegemonyayı tahkim etmekte ve Filistin halkının devredilemez nitelikteki kendi kaderini tayin hakkını fiilen hükümsüz kılmaktadır.
Kararın en ağır kusuru, Uluslararası Adalet Divanı’nın tespitleriyle temel bir çelişki içinde olmasıdır. Divan, 2024 ve 2025 Danışma Görüşlerinde, İsrail’in -Gazze dâhil- işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğunu ve çekilmenin koşulsuz, süratli ve Filistin egemenliğini geciktirmeyecek, bilakis tesis edecek şekilde gerçekleşmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Oysa 2803 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı Divan’ın gayrimeşru ilan ettiği yapıların bizzat pekiştirmektedir: İsrail’in çekilmesini İsrail, ABD ve seçili garantörlerce tanımlanan ölçütlere bağlamakta; İsrail kontrolünde süresiz bir güvenlik çevresi öngörmekte; Gazze’yi işgal altındaki toprakların coğrafi bütünlüğünden açıkça ayırarak kendi kaderini tayin hakkının emredici nitelikteki özünü zedelemektedir. Kurulmaya çalışılan düzen; hukuka aykırı bir işgali Filistinlilere karşı işlenen suçlarda doğrudan rol almış veya buna ortak olmuş devletler tarafından yürütülen yeni bir idari vesayet ile ikame etmekten ibarettir. Karar ile tesis edilen yapı, işgali sona erdirmeyi değil yeni bir sömürgeci idare biçimi altında güncellemeyi amaçlamaktadır.
Kararın idari düzen ve insani yardıma ilişkin bölümleri de son derece politize edilmiş ve mütehakkim bir çerçeve ortaya koymaktadır. İnsani yardım, Barış Kurulu ile koordinasyon şartına bağlanmış olup, bu düzenleme Divan’ın işgalci gücün insani yardıma (UNRWA aracılığıyla veya diğer BM ve uluslararası kuruluşlar üzerinden) koşulsuz izin ve kolaylaştırma yükümlülüğünü vurgulayan kararlarıyla açıkça çelişmektedir. Karardaki yeniden inşa yaklaşımı ise donör bağımlı bir idari düzen modeli yaratmakta; Filistinlilerin anlamlı katılımını dışlamakta; Filistin toplumunu yabancı finansal kurumlara bağımlı hâle getirme riski taşımakta; buna karşılık İsrail’i, onlarca yıllık hukuka aykırı işgalin ve Ekim 2023’ten bu yana işlenen yıkıcı ve soykırım eylemlerinin yol açtığı zararlar için tazminat ödeme yükümlülüğünden fiilen muaf kılmaktadır. Bu tasarım, 2003 sonrası Irak modelinin başarısızlıklarını tekrar etme tehlikesi içermektedir. Iraktaki modelde yabancı aktörlerin yardım ve ekonomi politikası üzerindeki kontrolü el koymayı ve özelleştirmeyi kolaylaştırmış, bağımlılık ilişkilerini kalıcılaştırmış ve yeniden inşa söylemi altında kamu kurumlarını zayıflatmıştır.
Kararın güvenlik mimarisi de aynı ölçüde sorunlu olup uluslararası hukuka aykırıdır. Uluslararası İstikrar Gücü’ne, Filistinli direniş gruplarını silahsızlandırma görevi verilmiş; ancak bu görev, Divan’ın devletlere önleme yükümlülüğü yüklediği ihlallerin bizzat faili olan İsrail ordusuyla yakın koordinasyon şartına bağlanmıştır. Bu düzenleme İstikrar Gücü’nü tarafsız olmaktan çıkarmakta ve fiilen işgalci güç adına hareket eden bir yardımcı birime dönüştürmektedir. İşgalin sona erdirilmediği bir durumda işgal altındaki nüfusun silahsızlandırılması, işgalci gücün ezici askerî üstünlüğünü koruması ve direniş hakkının ortadan kaldırılması, hem kendi kaderini tayin hakkı hem de yabancı tahakküme karşı direnme hakkını ihlal etmektedir. Bağımsız gazetecilikle gün yüzüne çıkan iç ABD planlama belgeleri bile, İstikrar Gücü’nün yapısal olarak işlemez nitelikte olacağına, ciddi güvenlik boşlukları doğuracağına ve belirsiz bir hukuki çerçeve altında uzun süreli askerî angajman ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etmektedir.[1]
Son olarak, karar Güvenlik Konseyi yetkisinin, BM Şartı ve uluslararası hukukça çizilen sınırların ötesine taşınması başta olmak üzere uluslararası hukuk düzenine yönelik sistemsel bir tehdit oluşturmaktadır. BM Güvenlik Konseyi, işgal altındaki bir toprakta, Divan’ın tespitleri ve Şart’ın temel ilkelerine aykırı şekilde yabancı bir idari ve askerî rejimi yetkilendirerek BM Şartı- 7. Bölüm kapsamındaki yetkisini aşmakta, yani ultra vires hareket etmektedir. Konsey’in, kendi kaderini tayin hakkını ortadan kaldıran, hukuka aykırı işgali meşrulaştıran veya ağır uluslararası suçlarla bağlantılı aktörlere toprak idaresi yetkisi tanıyan düzenlemeler benimsemesi, uluslararası hukuk düzeninin temellerinin rağmınadır. Bu durum; Güvenlik Konseyi’nin daha yüksek normları zedelememesini temin amacıyla Divan’ın Güvenlik Konseyi kararları hususunda yargısal inceleme yetkisinin zaruretini ve zorunluluğunu ortaya koymaktadır.[2] 2803 sayılı Karar bu gerekliliğin somut örneğidir. Siyasi organların salt prosedürel meşruiyet üzerinden yerleşik hukuka aykırı, emredici normları ihlal eden ve hukuka aykırı durumları normalleştirmeye çalışan kararlar üretebildiğinin aşikar bir dışavurumudur. Güvenlik Konseyi’nin ultra vires eylemlerini hükümsüz kılabilecek mevcut yargısal bir mekanizmanın olmaması, teorik değil yapısal bir sorun olup Konsey’i barışın koruyucusu yerine tahakküm aracına dönüştürme riski taşımaktadır. Kararın kabul süreci de, ABD tarafından uygulanan ağır siyasi baskı ve tehdit koşullarında gerçekleşmiştir. ABD temsilcisi Mike Waltz, Başkan Trump, Bakan Rubio, Jared Kushner ve Özel Temsilci Witkoff adına konuşarak, karara karşı oy verilmesinin “savaşa dönmeye oy vermek” anlamına geleceğini ifade etmiş olup; bu açık tehdit, Konsey kararının meşruiyetini daha da zayıflatmakta ve bu tür ultra vires eylemlerin UAD tarafından yargısal denetim ihtiyacını güçlendirmektedir.
Geleceğe Yönelik İstikamet
2803 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının hukuken veya siyaseten sürdürülebilir bir barışın temelini oluşturamayacağını vurgulamaktayız. Dış dayatmalı idare modeli, Divan’ın tespitlerine gösterdiği açık kayıtsızlık ve baskıcı insani yardım–güvenlik mimarisi dolayısıyla karar dekolonizasyon/sömürgesizleşme ilkesi, kendi kaderini tayin hakkı ve BM Şartını açıkça ihlal etmektedir. Meşru bir yol haritası siyasi pragmatizm yerine uluslararası hukukun özgürlükçü bir yaklaşımla yeniden merkeze alınmasından geçmektedir. Bu ise, İsrail’in işgal altındaki tüm Filistin topraklarından koşulsuz olarak çekilmesini; Filistin toprak bütünlüğünün iade edilmesini; ve yönetişim düzenlemelerinin dış güçlerce dayatılmak yerine bizzat Filistinliler tarafından belirlenmesini iktiza eder. İnsani yardım tarafsız ve bağımsız biçimde akmalı; yeniden inşa süreci Filistin kurumları tarafından ve Filistinlilerin liderliğinde yürütülmeli; yeniden inşanın finansmanı yıkımdan sorumlu devlet olan İsrail’in ödemekle yükümlü olduğu tazminatlarla sağlanmalı; soykırım dâhil ağır uluslararası suçlar için hesap verebilirlik sistematik biçimde takip edilmelidir. Uluslararası himaye ve koruma gücü ancak BM otoritesi altında, sınırlı ve açık şekilde tanımlanmış bir yetki çerçevesiyle Filistinlilerin rızası-liderliği bünyesinde icra edilmeli; çerçevenin özünde Divan’ın 2024 ve 2025 Danışma Görüşlerinin uygulanmasını temin bulunmalı; bu güç çatışmaya taraf olmayan ve uluslararası hukuk ihlallerine ortak olmamış devletlerden oluşmalı; uluslararası insancıl hukuka uygun hareket etmeli ve toplu tedbirler (örneğin silah ambargoları) uygulayabilmelidir.[3]
Güvenlik Konseyince kararın kabul edilmiş olması, devletlerin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayıp aksine güçlendirir. Kendi kaderini tayin hakkına ilişkin erga omnes nitelikli yükümlülükler ve hukuka aykırı durumun tanınmaması yükümlülüğü uyarınca; devletler 2803 sayılı Karar uyarınca tesis edilen ve İsrail’in hukuka aykırı varlığını tahkim eden yönetişim veya güvenlik mekanizmalarına herhangi bir hukuki, siyasi, mali veya operasyonel destek sağlamaktan kaçınmak zorundadır. Bu yükümlülük, personel tahsisi, fon aktarımı, lojistik işbirliği veya diplomatik onay verilmemesi hususlarını kapsayan pozitif bir yükümlülüktür. Güvenlik Konseyi’nin bir karar almış olması, devletlerin emredici normları ihlal eden düzenlemeleri tanımama ve yardım etmeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla devletler kararın icrasına iştirak yerine hukuka uygun alternatifleri aktif biçimde takip etmelidir. Divan’dan danışma veya yargısal görüş talep ederek 2803 sayılı Kararın ultra vires niteliğini aydınlatmak; Barış için Birlik (Uniting for Peace) mekanizması dâhil olmak üzere Genel Kurul’un yetkilerini kullanarak kararın etkilerini bertaraf etmek ve uluslararası hukukla uyumlu koruyucu tedbirler almak; Filistinlilerin siyasal, ekonomik ve insani girişimlerini, dış vesayeti değil Filistinli öznelliği güçlendirecek şekilde desteklemek bu cümledendir.
Adil ve kalıcı bir barış yalnızca uluslararası hukuka bağlılık, Filistin egemenliğinin ikame-iadesi, ihlaller için hesap verebilirlik, aynen iade ve tazminat mekanizmaları aracılığıyla tesis edilebilecektir. Bu bağlamda WOLAS olarak devletleri tanımama ve yardım etmeme yükümlülüklerini fiilen hayata geçirmeye; kendi kaderini tayin hakkının gerçekleşmesi için erga omnes yükümlülüklerini yerine getirmeye; 2803 sayılı Kararın hukuki geçerliliğinin Uluslararası Adalet Divanı önünde aydınlatılmasını sağlamaya; ve karar kapsamında kurulan hiçbir yabancı idari veya askerî yapıya uluslararası hukukla bağdaşmayan bir meşruiyet veya işbirliği tanımamaya çağırıyoruz.
[1] Politico, ‘Trump Has Promised Peace for Gaza. Private Documents Paint a Grim Picture’ (11 November 2025) https://www.politico.com/news/2025/11/11/trump-peace-gaza-documents-00642466 [access date: 20 November 2025]
[2] Dapo Akande, The International Court of Justice and the Security Council: Is There Room for Judicial Control of Decisions of the Political Organs of the United Nations? (1997) volume 46 issue 2 International and Comparative Law Quarterly 309–343, available at: https://www.jstor.org/stable/760719 to?seq=1
[3] Buna örneklerden biri, Filistinliler tarafından geniş biçimde desteklenen –133 Filistinli kuruluşun ortak desteğiyle somutlaşan– Kolombiya öncülüğündeki karar tasarısıdır. Kolombiya tarafından sunulan Barış için Birlik (Uniting for Peace) taslak kararı, BM Genel Kurulu’nu UAD’nin 2024 Danışma Görüşünü uygulamaya; Gazze’de, çatışmaya taraf olmayan ve uluslararası hukuk ihlallerine iştiraki bulunmayan devletlerden oluşan, uluslararası hukuka uygun bir koruyucu devlet mevcudiyeti tesis etmeye; bu yapıyı uluslararası insancıl hukuk, UAD Danışma Görüşü ve Filistinlilerin rızası ile liderliği altında yetkilendirmeye; ve 377A(V) sayılı Karar uyarınca silah ambargoları dâhil olmak üzere kolektif tedbirler almaya çağırmaktadır. Bkz. Filistin STK’ları Ağı (PNGO), “Gazze’de Derinleşen İnsani Felakete İlişkin Filistin STK’ları Ağı (PNGO) Açıklaması ve Başkan Petro’nun Filistinlileri Soykırım ve Etnik Temizlemeden Korumaya Yönelik Güvenlik İçin Birleşme Karar Tasarısının Önemine Vurgu” (PNGO Portalı, 25 Eylül 2025)
https://en.pngoportal.org/post/3963/Statement-by-the-Palestinian-NGOs-Network-PNGO-on-the-Escalating-Humanitarian-Catastrophe-in-Gaza-and-emphasis-the-importance-of-President-Petros-Uniting-for-Peace-resolution-to-protect-Palestinians-from-Genocide-and-Ethnic-Cleansing
[Erişim tarihi: 20 Kasım 2025].