2023 yılından itibaren Almanya’da antisemitizmle mücadele gerekçesiyle uygulanan politikalar, ifade, toplanma ve protesto özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı mekanizmasına dönüşmüştür. Tarihsel travmaların Gazze’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerine karşı yükselen barışçıl sesleri susturmak için bir araç olarak kullanılması, hukuk devleti ilkesiyle çelişmektedir. Almanya’daki baskıcı iklim, özellikle Müslüman topluluklara ve Filistin yanlısı aktivistlere yönelik ayrımcı tutumları beslemekte; anayasal eşitlik ilkesini zedelemektedir.
Rapor, barışçıl gösterilere yönelik orantısız polis şiddeti, keyfî gözaltılar ve fişleme yöntemlerinin temel hakların kullanımını sistematik olarak engellendiğine dikkat çekmektedir. ‘Nehirden Denize Özgür Filistin’ ve buna benzer barışçıl sloganların yaptırıma tabi tutulması, akademik alanda uygulanan sansür ve iptal edilen etkinlikler gibi ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltan uygulamalar ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Alman Federal Meclisi tarafından kabul edilen 20/13627 sayılı önergeyle somutlaşan temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı politikalar hem Alman Anayasası hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası normlar nezdinde ciddi hak ihlalleri teşkil etmektedir. İnsan onuru, eşitlik ve ifade özgürlüğü gibi değerler çok katmanlı yükümlülükler olarak Almanya’nın hem iç hukuk sistemi hem de uluslararası insan hakları rejimi tarafından tam koruma altındadır. Raporun sonunda bu yükümlülüklere ilişkin ihlallerin önüne geçilebilmesi adına kapsamlı öneriler de sunulmaktadır.