Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) olarak, 31 Mart 2025 tarihinde Abu Dabi Federal Temyiz Mahkemesi Devlet Güvenliği Dairesi tarafından Özbekistan uyruklu üç kişi — Olimboy Tokhirovitch Davlatyorov, Mahmudjon Abdurakhim oğlu Kenjaboev (her ikisi de 28 yaşında) ve Azizbek Komilovich Ismailov (33 yaşında) — hakkında verilen idam kararları nedeniyle ciddiendişeduymaktayız. Sözkonusu kişiler, Moldova-İsrailuyruklu ZviKogan’ın kaçırılması ve planlı şekilde öldürülmesiyle suçlanmıştır. Dördüncü bir kişi ise müebbet hapis ve cezasının infazının ardından sınır dışı edilme cezasına çarptırılmıştır.
1992 tarihli ve 35 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Hakkında Federal Kanun’un 230. maddesine göre —ki bu kanun, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ceza yargılamalarının işleyişini düzenleyen temel mevzuattır— bir temyiz mahkemesi tarafından verilen idam kararı, herhangi bir itiraz olmasa dahi, zorunlu olarak Federal Yüksek Mahkeme’nin incelemesine sunulmalıdır. Bu çerçevede, Abu Dabi Federal Temyiz Mahkemesi’nin verdiği karar Federal Yüksek Mahkeme tarafından temyiz denetimine tabi tutulacaktır. Ayrıca, 2021 tarihli ve 31 sayılı Federal Kararname Kanunu’nun 384. maddesi uyarınca, yargı süreci tamamlandıktan sonra, herhangi bir idam cezasının infazı, Birleşik Arap Emirlikleri Cumhurbaşkanı’nın onayına bağlıdır.
WOLAS olarak, ağır suçların adil, şeffaf ve hukuka uygun yargı süreçleriyle soruşturulması gerektiğini kabul etmekle birlikte, idam cezasının doğası gereği yaşam hakkıyla ve insan hakları hukukunda açıkça yasaklanan işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve muamelelerle bağdaşmadığını belirtmekteyiz.
Mevcut davada:
(i) Karar, Devlet Güvenliği mahkemesinde, özel bir mahkemede alınmıştır;
(ii) Suçlamalar, adil yargılanma güvencelerinin sıklıkla kısıtlandığı terörizm kapsamında değerlendirilmiştir;
(iii) Deliller arasında yer alan itirafların1 —ki bu tür davalarda çoğunlukla işkence ya da kötü muamele yoluyla elde edildiğine dair endişeler mevcuttur2— içeriği net değildir;
(iv) Dava, İbrahimAnlaşmaları çerçevesinde BAE ile İsrail arasındaki siyasal ilişkiler bağlamında yargı bağımsızlığının etkilendiği bir atmosferde yürütülmektedir;
(v) Sanıkların tam ve etkili bir hukuki temsilden, konsolosluk yardımından ve kamuya açık yargılamadan yoksun bırakıldığına dair güvenilir iddialar gündeme gelmiştir.
Bu nedenlerle, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı ve zorla itiraf alınması riskleri konusunda ciddi endişelerimizi bu metinde yetkililerle ve kamuoyuyla paylaşmaktayız.
1 https://www.wam.ae/a/bixy8nr
2 The report of the Special Rapporteur on extrajudicial, summary or arbitrary executions, Morris Tidball-Binz, transmitted to the UN General Assembly on 5 August 2022, https://digitallibrary.un.org/record/3987211/files/A_77_270-EN.pdf, p15.
Dokunulmaz Bir Hak Olarak Yaşam Hakkı
Suçun ağırlığı ne olursa olsun, idam cezası temel insan haklarının açık bir ihlalini teşkil eder.
Bu bağlamda özellikle şu düzenlemelere aykırılık söz konusudur:
· Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (ICCPR) 6. Maddesi, Devletlere idam cezasını kısıtlamaları ve nihayetinde tamamen kaldırmaları yönünde açık bir yükümlülük getirmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, bu alandaki taahhütlerine aykırı biçimde ölüm cezasının tümüyle kaldırılması yönünde herhangi bir adım atmamaktadır. Bu yükümlülük, söz konusu Sözleşme’ye Ek İkinci Seçmeli Protokol ile de teyit edilmiştir. Ayrıca BAE, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda idam cezasına ilişkin moratoryum çağrısı içeren kararlara sistematik olarak olumsuz oy kullanmakta ve bu tutumuyla uluslararası insan hakları hukukunda oluşan yerleşik eğilime muhalif bir pozisyonda durmaktadır.
· Aynı maddenin bir diğer hükmü, “ölüm cezasına çarptırılan herkesin af veya cezanın hafifletilmesini talep etme hakkına sahip olduğunu” açıkça belirtmekte; bu türden bir hafifletme ya da af kararının “tüm hâllerde verilebileceğini” vurgulamaktadır.
· Uluslararası teamül hukukuna göre, idam cezalarının geri döndürülemez niteliği özellikle vurgulanmakta; bu cezanın usule aykırılıklar, avukata erişim hakkının engellenmesi ya da yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik şüphelerin bulunduğu durumlarda uygulanması, ciddi bir hukuki sorun olarak değerlendirilmektedir. Bu tür koşullarda, mahkeme kararıyla verilmiş dahi olsa, idam cezası keyfî yaşamdan yoksun bırakma olarak nitelendirilmekte ve bu durum uluslararası hukuka açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
İdam Cezasının İşkencenin Mutlak Yasağıyla İlişkisi
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), idam cezasının kaldırılmasına yönelik uluslararası sözleşmelere taraf olmamakta ve bu alandaki yükümlülüklerden bilinçli olarak uzak durmayı tercih etmektedir. Ancak buna rağmen, BAE İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne (CAT) 19 Temmuz 2012 tarihinde taraf olmuş olup, bu itibarla Sözleşme kapsamındaki yükümlülükler kendisi açısından bağlayıcıdır. Taraf Devlet sıfatıyla BAE, Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan işkencenin mutlak yasağına uymakla ve her türlü işkence eylemini soruşturmak, failleri kovuşturmak ve cezalandırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler, hiçbir istisnaya tâbi tutulamaz ve ceza soruşturması ile yargılamanın tüm aşamalarında geçerliliğini korur.
BAE Devlet Güvenlik Savcılığı tarafından üç Özbek vatandaşa ilişkin davada sunulan delillerin, ayrıntılı itirafları, adli tıp ve otopsi raporlarını, tanık beyanlarını ve iddia edilen suçlarda kullanıldığı belirtilen araçların tasvirlerini içerdiği bildirilmiştir. Bu bağlamda BM Keyfî, Yargısız veya Usulsüz İnfazlar Özel Raportörü Morris Tidball-Binz tarafından 2022
yılında Genel Kurul’a sunulan raporda (A/77/270), ölüm cezası verilmeden önce işkencenin gerçekleşebileceği uyarısı dikkate alınmalıdır: “İşkence, birey henüz idam cezasına çarptırılmadan önce uygulanabilmektedir; ölümle cezalandırılabilecek bir suçla itham edilen kişilerin maruz kaldığı muameleye dair çok sayıda bildirim alınmıştır. Bu vakalarda hukukî temsile erişimin engellenmesi ve zorla itiraf almak amacıyla işkence ya da kötü muameleye başvurulması öne çıkmaktadır.”3
Bu gibi koşullar, verilen idam kararlarının baskı altında alınan ya da güvenilirliği şüpheli delillere dayandırılması riskini ciddi biçimde artırmaktadır.
Bu hukukî çelişki, uzun zamandır çeşitli insan hakları mekanizmaları tarafından da vurgulanmaktadır. 2012 yılında İşkence Özel Raportörü Juan E. Méndez, idam cezasının mutlak işkence yasağı perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini ve bu yaklaşımın oluşmakta olan bir teamül kuralı niteliği kazandığını belirtmiştir.4 Önceki raportörlerden Sayın Wako da, işkencenin yasaklanmasının “idam cezasına giden tüm süreç boyunca ve sürecin her aşamasında” geçerli olduğunun altını çizmiştir.5
İdam cezasının doğasında bulunan sertlik ve acımasızlık, uluslararası hukukta gitgide daha fazla işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza (CIDTP) kapsamında ele alınmaktadır. Bu denetim yalnızca infaz anına değil, infaza giden tüm süreci kapsamaktadır: ölüm hücresinde geçirilen uzun yıllar, tecrit koşulları, yetersiz tıbbi bakım, ve “ölüm hücresi sendromu” olarak bilinen psikolojik tahribat. BM İnsan Hakları Komitesi (Genel Yorum No. 20) veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Soering v. Birleşik Krallık kararı gibi içtihatlarda, bu koşulların CIDTP teşkil edebileceği açıkça kabul edilmiştir.
İnfaz yöntemleri —örneğin asma, elektrikle idam, ya da zehirli iğne— prosedürel hatalar ve fizyolojik belirsizlikler nedeniyle sıklıkla uzun süren ve acı dolu ölümlerle sonuçlanmaktadır. Ayrıca, adaletsiz yargılamalarda ya da akıl hastalığı ve zihinsel engelli bireylerin yargılanmasında keyfilik ve ayrımcılık ihtimali hâlen yüksek düzeyde devam etmektedir.6
Uluslararası insan hakları hukukçusu William Schabas’ın çarpıcı ifadesiyle:“Bir kişiden zorla itirafalmakiçin vücuduna elektrikakımıverirseniz, bu işkenceolurveMedeniveSiyasiHaklar Sözleşmesi’nin 7. maddesini ihlal edersiniz. Ama akımı biraz daha artırıp onu öldürürseniz, bu bir sorun olmaz. İşte idam cezası konusunda karşı karşıya kaldığımız paradoks budur.”7
Tüm bu değerlendirmeler göstermektedir ki, idam cezasına giden süreç, aynı zamanda işkencenin her koşulda yasaklanmasına ilişkin uluslararası hukuk kurallarının ihlalini de beraberinde getirmektedir.
3 https://digitallibrary.un.org/record/3987211/files/A_77_270-EN.pdf, p15. 4 https://docs.un.org/en/A/67/279, para. 74.
5 https://docs.un.org/en/E/CN.4/1984/29, para. 22-23.
6 SeeA/HRC/42/2; https://docs.un.org/en/A/HRC/42/28
7 William Schabas, “International law and the abolition of the death penalty”, in Comparative Capital Punishment, Carol S. Steiker and Jordan M. Steiker, eds. (Cheltenham, United Kingdom, and Northampton, United States, Edward Elgar Publishing, 2019).
Sonuç olarak, BAE iç hukukunda idam cezası açıkça yasaklanmamış olsa da, bu cezanın uygulanması süreçleri, BAE’nin taraf olduğu İşkenceye Karşı Sözleşme kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır.
Özel Mahkemeler ve Uluslararası Hukuk Bağlamında Adil Yargılanma Hakkı
Uluslararası insan hakları hukuku bakımından, özellikle Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni (ICCPR) denetleyen İnsan Hakları Komitesi tarafından benimsenen standartlara göre, Abu Dabi Federal Temyiz Mahkemesi Devlet Güvenliği Dairesi, özel mahkeme niteliği taşımaktadır. BM İnsan Hakları Komitesi, bu tür mahkemelere dair endişelerini sürekli olarak dile getirmiştir.
ICCPR’nin 14. maddesine ilişkin 32 No’lu GenelYorumu’nda (2007) Komite şu hususa dikkat çekmektedir:
“Sivillerin askerî mahkemelerde ya da özel mahkemelerde yargılanması, adaletin eşitlikçi, tarafsız ve bağımsız şekilde yürütülmesi açısından ciddi sorunlar doğurabilir.”8
Komite, özel mahkemelerin yalnızca sivil mahkemelerin ilgili davaları yürütmesinin mümkün olmadığı istisnai durumlarda kullanılmasını önermekte ve devletleri bu tür yargılamaların kapsamını sınırlandırmaya çağırmaktadır. Oysa somut olayda yargılamaların Abu DabiTemyiz Mahkemesi nezdinde gerçekleştirilmesi mümkün ve uygun iken, sanıkların özel bir mahkemede yargılanması ciddi bir sorun teşkil etmektedir.
Bu çerçevede WOLAS olarak, aşağıdaki gerekçelerle özel mahkemede yargılama yapılmasına dair ciddi endişelerimizi beyan etmekteyiz:
· Yargılama sürecine dair şeffaflığın sağlanmaması,
· Müdafiiye erişim ve savunma hakkının keyfî biçimde sınırlandırılması,
· Yargı bağımsızlığının sağlanamaması ve özel mahkemelerin yürütme organına tâbi olması,
· Yargılamaların kamuya ve medyaya kapalı biçimde yürütülmesi.
Tüm bu unsurlar, adil yargılanma hakkının özünü zedelemekte, uluslararası hukukun temel güvenceleriyle bağdaşmamaktadır.
Siyasi Müdahalelere ve Düşman Ceza Hukuku Uygulamasına Yönelik Endişeler
Dosyanın şu andaBAEFederalYüksek Mahkemesi’nin zorunlu incelemesinesunulmuşolması sebebiyle, mahkeme sürecinin her türlü siyasi etkiden bağımsız biçimde yürütülmesi
8 https://docs.un.org/en/CCPR/C/GC/32
gerektiğini özellikle vurguluyoruz. Bu bağlamda aşağıdaki hususlar dikkatle değerlendirilmelidir:
· Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail ile normalleşme süreci (İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde), yargılamaya dair tarafsızlık algısını zedelemektedir;
· BAE’nin dikkat çeken davaları, diplomatik ya da imaj hedeflerine hizmet edecek şekilde kurgulama eğilimi, yargı bağımsızlığına ve yargılamanın tarafsızlığına dair ciddi kaygılar doğurmaktadır;9
· Bu davanın, hukuka ve maddi delillere dayalı bir yargılama sürecinden ziyade, terörle mücadelepolitikasının sembolik bir gösterisinedönüştürülmeihtimalibulunmaktadır.10
WOLAS olarak, Federal Yüksek Mahkeme’nin yalnızca hukuki gerekçelere dayanarak karar vermesi gerektiğini, BAE Anayasası’na ve taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere tam anlamıyla riayet etmesinin şart olduğunu, ayrıca idamın geri döndürülemez niteliğinin farkında olarak hareket etmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Özbekistan Cumhuriyeti’nin Sorumluluğu
Özbekistan Hükûmeti, uluslararası hukuk uyarınca vatandaşlarını yurtdışında koruma yönünde pozitif yükümlülük altındadır. Bu yükümlülükler, aşağıdaki düzenlemelere dayanmaktadır:
· 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi, gözaltına alınan yabancı uyruklulara konsolosluk desteğine ve hukukî yardıma erişim hakkı tanımaktadır;
· Özbekistan’ın anayasasından ve taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinden doğan yükümlülükleri, Özbek vatandaşlarının yalnızca ülke sınırları içinde değil, dünya genelinde korunmasını gerekli kılmaktadır.
Bu doğrultuda Özbekistan’a çağrımız şudur:
· Diplomatik yükümlülüklerini yerine getirmesi;
· BAE yetkilileri nezdinde etkin ve kararlı konsolosluk girişimlerinde bulunması;
· Vatandaşlarını, geri dönüşü olmayan ve onur kırıcı bir ceza olan idamdan koruması.
9 “Başsavcı, verilen hükmün, Birleşik Arap Emirlikleri’nin adaletin en yüksek standartları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde, adil yargılanma güvencelerini temin ederek terörizmle mücadeleye yönelik sarsılmaz kararlılığını yansıttığınıvurguladı.Ayrıca,BAE yargımakamlarının,ulusalgüvenlikveistikrarızayıflatmayayönelikhertürlü girişime kararlılıkla karşıkoyduğunun altınıçizdi.Başsavcıbuna ek olarak,Birleşik Arap Emirlikleri’nin din veya etnik köken farkıgözetmeksizin tümsakinlerinin güvenliğini veemniyetini teminat altınaalanyasalarıyla, küresel ölçekte bir birlikte yaşama ve hoşgörü modeli teşkil ettiğini ifade etti.” Kaynak: https://www.wam.ae/a/bixy8nr 10 Ibid.
Özbekistan’ın bu konuda kararlı ve zamanlı biçimde harekete geçmemesi, vatandaşlarının jeopolitik çıkarlar uğruna gözden çıkarılabileceği yönünde tehlikeli bir mesaj anlamına gelecektir.
Çağrımız
Yukarıda zikredilen hususlar doğrultusunda, WOLAS aşağıdaki çağrıları kamuoyuna ve ilgili mercilere yöneltmektedir:
· Olimboy Tohirovich, Mahmudjon Abdurakhim ve Azizbek Kamilovich hakkında verilmiş olan idam cezalarının derhal müebbet hapse çevrilmesi;
· Sanıkların nitelikli ve bağımsız avukatlara erişimi, tarafsız bir tıbbi muayeneye erişimi ve aile ziyareti haklarının sağlanması;
· Özbekistan Cumhuriyeti’nin konsolosluk ve diplomatik yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek, vatandaşlarını korumak adına tüm hukukî ve diplomatik yolları kullanması;
· Birleşmiş Milletler’in şu özel mekanizmaları nezdinde acil girişimlerde bulunulması:
o BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR),
o Keyfî, Yargısız veya Usulsüz İnfazlar Özel Raportörü,
o İşkence Özel Raportörü tarafından:
-Gözaltı, yargılama ve cezalandırma sürecine ilişkin koşulların ivedilikle soruşturulması,
-BAE hükümetine yönelik acil müdahale çağrısı veya iddia mektubu gönderilmesi,
-İnfazın durdurulmasına yönelik çağrı yapılması,
-Davanın konuya ilişkin tematik veya ülke raporlarına dâhil edilmesi;
· BAE Federal Yüksek Mahkemesi’nin bu davada nihai incelemeyi, hukukî standartlara tam uygunluk içinde, siyasi etkilerden ve sembolik yargılama eğilimlerinden uzak biçimde yürütmesi.
Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) olarak, mahkûm edilen kişilerin aileleriyle ve adil, tarafsız ve şeffaf yargılama güvencelerinden yoksun şekilde idam tehdidiyle karşı karşıya kalan herkesle dayanışma içinde olduğumuzu tüm kamuoyuna saygılarımızla beyan ederiz.
YeryüzüAvukatları Derneği (WOLAS) www.wolas.org